İnsan yaradılış itibarıyla hem enfüste hem de afakta farklı boyutlarda bulunmaktadır.
Enfüsünde; Rasul, meleki, cinni gibi pek çok boyutları barındırır. Cinni kökenli veriler, insanın özüne yönelişini ve hakikatini öğrenmesini engellemeyi hedefler. Bu nedenle; insanın vehmi benliğinin güçlenerek batını yönünü baskılamasını, yeme, içme, para hırsı gibi dünyevi yani, zahiri yönünü ön plana çıkarmasını ister. Böylece insan, enfüsünde mevcut olan Rabbinin ona bağışladığı özellikleri ve güçleri fark edemeden kısacık hayatını asıl gayesinden uzak ve özünden perdeli olarak geçirir.
Afakıında ise; ben , şehrim, ülkem, işim gibi ögeler vardır. Yaşamın zahirine yani, algılanandan ziyade sadece görünenine yönelerek; iyi ev, iyi araba, iyi kıyafet gibi her şeyin en iyisi ve güzeli peşinde koşar. Bu yolda iyiye ulaşabilmek adına her şeyi mübah görerek hırslandıkça özünden uzaklaşır. Özünden uzaklaştıkça da hırslanır ve egosu kabarırken daha da uzaklaşır. Bu kısırdöngüde, içinde o öz denen çekirdeğindeki kıpırtılar onu huzursuz eder. Ama özün yaptığı uyarıyı dinlemez ve bu huzursuzluğu madde azlığına bağlar ve giderek yanlışlarının arasında balçığa battıkça batar.
Evet görüldüğü gibi iman etmek, amentü billahi demek söz ile ne kadar kolay söylense de idraki bir o kadar zor dostlar.
Özüne yönelmeye başlayan insan, zahirinden batınına (afakından enfüsüne) giden yolda; görünenden algılanana, olandan hikmete bakışlarını yöneltmek ve idrakini geliştirmek durumundadır. Böylece de; kendisine vehmi benlik, dünyevi hırslar, entrikalar fısıldayan cinni boyutu aşma yoluna girmiştir. Yeterince çalışmaz, bu yolda yapılması gerekenleri (korunma duaları ve besmeleyi idrak edip uygulamak gibi çalışmalar) önemsemezse bu boyutu aşamaz ve etkisi altında kalır. Çünkü cinni veriler insanı özünden uzak tutmak için insandan daha yoğun çalışır hale gelir. Bu haliyle de insan, şartlanmalar, gelenek, görenekler gibi dünyevi kurallarla ve Hakkı bilmek yolunda özündeki risalet ve hikmetlere yaklaşamaz bile bilinci kapanır. Ancak bu haliyle, kendince akıl edip anlayabildiği hırsları ile perdelenmiş olarak kalır. Özünden gelen sese, dışarıdan gelen uyarılara tabi olmayı içine sindiremez. Benliğiyle ön plana çıkar. Risaleti, Rasul boyutunu algılayamaz, duyamaz çünkü o her yönden mühürlüdür henüz.
İşte bu hali yaşayan insan kendi cini boyutunun etkisinde Rablık şımarıklığıyla; hakikat ehline ve Allah dostlarına sapık, mecnun büyücü gibi isimler verebilir(Böyle isimlendirmesine sebep olanın çocukluğundan beri anlatıla gelen hikayeler ve aslında akıl erdiremediği hikmetler olduğundan habersizce). Çünkü karşısında sandığı uyarıcıda gördüğü kendi boyutudur kısaca. Neye baktığının ve neyi gördüğünün farkında değildir. Kendince anlayamadığını, iştemediğini ve göremediğini yok saymaktadır .
Eğer kendine vehmettiği akıldan sıyrılmayı becerebilse; işte o an Küll aklın farkındalığıyla perdelenmişliklerden uzaklaşmaya başlar. Bu uzaklaşma onu özüne yaklaştırırken Muhammedi Nur ile Rasul boyutunu fark eder. Vechi her yerde seyretmeye başlar ve her zaman her yerden seslenen, uyaran gören, duyan, bıkmadan usanmadan anlatanın “O” olduğunu idrak etmeye başlar. Gelen her şeyi iyi veya kötü olarak isimlendirmeden şükür, sabır ve tevekkülle karşılar. Çünkü artık onun yolculuğu emin bir yolda ve emin bir beldeyedir artık. Bu yolda olanın ne olduğunu anlayamayan ve cini boyutunun etkisi altında kalanlardan gelen her türlü saldırı, eleştiri, yargılama tarzındaki yaklaşımlar ona yeni idrak kapıları açar bir bir…İsyan yoktur onda, artık seyirdedir ve seyri seyredeni bilir .
Doğru düşünebilmek zanlardan kurtulmakla mümkündür. Zanlardan arındıkça hakikati idrak güçlenir. İnsan vehim, zan gibi perdelerden arındıkça daha önce hiç duymadıklarını işitmeye, hiç anlamadığı ve ilgisini bile çekmeyen kelamları anlamaya, okumaya, öğrenmeye başlar. İdrak arttıkça kendine vehmettiği akıldan uzaklaşılır ve Tek Bilincin varlığı algılanmaya başlanır. Var sanılanlar birer birer sahibine teslim edilir .
Rasul boyutunu fark eden, vaadinde durabilen, perdelerinden arınan Abdullahlardan olma yolundaki ehil dostlara selam olsun.